8/6/2006 - MARTININ YALNIZLIÄžI
Pencerenin önündeyim. Kış günlerinin birinin tam ortasında… Kahvemin aroması ve hafif yaÄŸan kar… DoÄŸa üşümemek için kendini bembeyaz karlarlar örterken, yavaşça pencereye daha da yaklaşıyorum.
Bugün sevgililer günü… Her sevgilinin beklediÄŸi, özlemini hissettiÄŸi, çoÄŸu yalnız insan için deÄŸersiz sıradan… Birde arada kalanlar var… Hem seven hem sevilen ama sevgili olamayanlar. Bu bir çiçeÄŸi çok sevmek ama alerjin olduÄŸu için koklayamamak gibi bir ÅŸey. Ya da çileÄŸi çok seven birinin yediÄŸinde ölümle burun buruna geldiÄŸi için yıllarca yiyememesi gibi.
Bir balıkçı köyünde fırtınanın dinmesini bekleyen soÄŸuktan üşümüş bir martı gibiyim. Poyraza dönse rüzgar diye dua eden… Fırtınaya cesaretle bakan ama sadece iki kanadının olduÄŸunun farkında yalnız ve aç bir martı. Hani iki yana açsa ve fırtınaya karşı uçmaya çalışsa çok geçmeden bembeyaz tüylerini düştüğü denizde ıslatacak gibi. Yazın sıcağını hatırlamaya çalıştıkça keÅŸiÅŸlemeden öyle içime iÅŸliyor ki rüzgar. Teknesini kenara çekmiÅŸ kaptan umutsuz bakıyor bana. “ Bugün balık avlayamayacağız” “ sen yine aç kaldın”…
Bari diyor, sana sandıkların aralarında kalmış küçük balıklardan vereyim açlığını bastır. Tüylerimi iyice kanatlarımda kabartıp başımı gövdeme alıyorum.” İstemem” diyorum. “Gerekirse açlıktan ölürüm!” Ben yine bembeyaz ve gururlu öleyim.! Süzüldüğüm güney rüzgarları aklımda. Tüm kanadımın altından geçen ılık hava ve çırpmaya bile yorulmadan akıntının beni sürüklediÄŸi balıkçı köyü…Ne güzel konuvermiÅŸtim yüreÄŸe tam kış baÅŸlarken. Bana bu köyün kışının bu kadar sert olduÄŸu hiç söylenmemiÅŸti. DiÄŸerleri giderken gidemedim. Kaldım eski ve yıkık sandalların arasında ve balıkçıların küfürlü rakı sofralarında. Oysa ÅŸimdi ÅŸu karşıda simit yiyen çocuk hiç bilmedi açlığı benim gibi. Susamına muhtaçken ben, o sarıp attı yarım kalmış simidi benim parkımın çöp tenekesine. Gurur var ya serde! İnenem çöpe ! O yarım kalmış susamlı simidi yüzsüz bir kedi alıp parçalayacak az sonra ve ben yine aç kalacağım.
Seni öyle seviyorum ki, çöpleri karıştırıp sırf senin için yaşamak adına açlığımı giderebilirim. Ya da fırtınaya bakmadan kanatlarımı açarım denizin üstünde. Yorulana kadar çırparım senin rotanda. Ama ya sen yoksan? Ya yorulduğumda kucağında kanatlarımı dinlendiremezsem? Ya bir şilebin yağ sızıntılarına inersem. Ya teleklerimde yağ ve pislik kokusu ile batarsam denizin dibine? Tok olmak kurtarır mı beni?
Ellerimden tut ne olur. Az sonra yine kayıp gitmeyeyim. Kanadımı kır istersen, ama aç koyma beni… Sevgimin bir kör balıkçının kirli aÄŸlarında takılı kalmasın. Bari tuttu beni, en güzel vitrinlerde sergilesin içimi doldurup. Merak etme yine gururlu ve başı dik dururum her gün balık aldığın balıkçının tezgahında. YaÅŸlı teyze akÅŸama balık alırken tezgahtan torununa seslensin “ Bak bu martı. Hiç aç kalmaz bunlar. Hep balık yerler.. Balık bulamazsa çöp…” Oysa bilmezler sana ne kadar aç olduÄŸumu, akÅŸamken ve kar yaÄŸarken ve içim doldurulmuÅŸken bir balıkçının kirli tezgahında….
|