8/6/2006 - KAR VE SEN...
Kar yağıyordu arkandan pencerenin önüne. Bir film şeridi gibi hayatının tam ortasında buldum kendimi. Gülen gözlerinin tam ortasında. Bembeyaz kar yağıyordu Ankara’ya ve ben hem seni dinleyip hem karın beyazlığında seni düşlüyordum. Yanımdayken bile özlemeye başlamışken seni, daha sohbetin başında ayrılacağımız saatin acısı vardı içimde. Kahveler hiç bitmesin, zaman hiç geçmesin dileklerim yine kabul olmadı. Gri şehir beyaza bürünürken, içimden kan kırmızısı acı sızıyordu sokaklara. Ardımda iz bırakıyordum tek tek kaldırımlara. Sürünen ama hep başı dik bir aşkı barındıran yüreğimden sızıyordu bu kan. Ve hiç dinmiyordu.
Sana bakınca hiç keşfedilmemiş uzak ve deniz aşırı bir adayı düşünüyorum. Çok kimsenin ulaşmayı başaramadığı. Tekneme aldığım en az su kadar değerli sevginle yelken açıyorum tüm rüzgara rağmen. Fırtınaların ortasında iki elim dümende rotamdayım sürekli. Uzaktan deniz fenerinin ışığı yanıp sönüyor. O kadar yakın geliyorsun ki bana. Ama hava aydınlanıp, gün güneşe merhaba derken uzaklığının fakına varıyorum. Ama biliyorum beni bekliyorsun. Biliyorum ki sende o ada da ben olayım istiyorsun.
Ben bunları düşünürken sen devam ediyorsun anlatmaya. Hiç bitmese diyorum. Sabaha kadar anlatsa. Bitiyor bir üre sonra anlatacakların. Sarılıp seni hissedince anlıyorum yine akşam ayrılığının acısını. Hayalini alıp yanıma kapımı açıyorum. Her yerde sen varsın. Gazetemin manşetinde, kahvemin şekerinde, yarım kalmış yazının her kelimesinde. Bir filmin en aşk dolu sahnesinde, sarmaş dolaşken sevgililer…
Avuçlarımda ellerinin kokusu ile uyurken, uzun zamandır böyle rahat bir uyku görmemiş gözlerim şaşırıyordu buna. Boş bir battaniye yalnızlık sarılışlarını ne kadar karşılarsa o kadar karşılıyordu işte. Sıradan bir akşamdı, seni daha fazla sevmenin dışında…Ve kar yağarken Ankara’ya…
|