HER İNSAN BİR HİKAYEDİR... YAZILMAZSA ÇOK YAZIK OLUR...

8/6/2006 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/6/2006 - UÇURUM

Yüksek bir yerdeyim... Ruhum bedenimden birkaç metre yüksekte. Sanırım büyük bir uçurum. Arkama bakıyorum. Uzun bir yol. Epey yol kat etmişim yani. Üzerimde bembeyaz bir elbise. Aşağı bakıyorum. Yüksekten korkmama rağmen, aşağıda kayalara vuran dalgalar korkutmuyor beni. Tam ucundayım uçurumun. Birkaç santim sonra düşebilirim. Elimden tutacak kimse de yok etrafımda. Rüzgar esiyor. Deniz tuzu kokuyor. Bir de çok uzaklardan bir yasemin kokusu geliyor. Bu mevsimde hayret?

Önce oturmalıyım uçurumun kenarına. Bu kadar kolay olmamalı hayata son vermek. Adettendir düşünmek gerek. Buraya kadar nasıl gelindiğini düşünmek gerek..Düşünemiyorum....

Aklımın yarısı yok sanki. Sarah Mclachlan’ın Arms of an Angel çalıyor beynimde. Atlamak için her şey müsait yani. Son bir kez gülümsemeliyim hayata. O hiç bana gülümsememiş olsa da .Toprak almalıyım avuçlarıma. Ne kadar uzun zaman olmuş elimi toprağa değdirmeyeli. Kokusunu duymayalı... Şimdi geride bıraktığım beni seven üç beş kişi için üzülüyorum. Çok canları yanacak biliyorum. Bir ölü için insan ne kadar süre üzülebilir ki ama? Ya benim üzüntülerim. En çok korktuğum üç şey yanı başımda. Deniz, Yükseklik ve ölüm. En sevdiğim hiçbir şey ise rüzgarla uçup gitti. Hiçbir şeyi sevmemişim ben. Sevseydim bir tanesini şimdi çıplak ayakla bir uçurum kenarında olur muydum? Az ileriden bir gemi geçiyor yalnızlık limanlarımdan. Bacası tütüyor kederlerimle. Fenercinin oğlu yok bugün el sallamıyor. Ne garip ölüme giderken bile el sallayacağım birisi yok yanımda. Çok garip yeşil bisikletim geliyor aklıma. İlk bindiğim gün. Tertemiz  kirlenmemiş bir ruhla çevirdiğim pedallar. Yüzüm çamur içinde bir mahalle maçından dönüşüm aklımda. Birde elmalarını çaldığımız komşunun çirkin yüzü. Oysa ben hayatta görebileceğim en çirkin yüz bu derdim. Ama daha ne çirkin yüzler geçti yaşamımın üzerinden. Hem de tam üzerinden. Birkaç santim sonra düşeceğim. Kimse tutamayacak beni.Issız bir gecede kimsenin olmadığı ıssız bir bozkırın üstünde kayan bir yıldız gibi gideceğim.Sadece gökyüzünde izim kalacak bir süre. Belki bir kişi görüp dilek dileyecek. Ama aradığı dilek yıldızının ben olmadığımın hiç farkına varamayacak..Dileği hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

Yüksek bir yerden kendimi görür gibiyim. Başım önde bağdaş kurmuş oturuyorum. Uzaklara bakıyorum.Tam denizle gökyüzünün birleştiği yere. Az sonra güneş tam olarak doğacak. Büyükşehirlerde insanlara yollara çıkacaklar. Bir madenci ocağa inecek, bir kaportacı çekici eline alacak, bir muhasebeci dosyalarını indirecek her zamanki dolabından. Ya ben?...

Atlayacağım. Ne kadar kısa ve basit.

 

 

Eski aşklar var yüreğimde. Uçurumdan atlamamı bekliyorlar. Ya ben tam atladığımda arkamdan bir yetişmeye çalışırsa?. Dur atlama derse. Dönemem ki geriye. Kayalara çarpmadan bildiğim tüm küfürleri ederim sadece.

Eski aşklar... Gelin kurtarın şimdi beni. Şimdi beni bıyıklarım yeni terlediği zamana alın hadi! Yaşar mıyım sizi bir kez daha sanıyorsunuz? O zamana geri götürseniz şimdi sizi anar mıydım söyleyin! Çırpınışla beklemezdi kalbim üçüncü sınıf bir kafenin bahçesinde şimdi. Ellerim terlemezdi sinema salonlarında. Geleceğe ait hayaller kurduramazdınız bana. Uçurumdan ayaklarımı sallayıp birkaç santim bekletmezdiniz beni.

Vücudumun her yeri ağrıyor. Öyle ağır gelmiş ki yaşam bana. Her bir günü ezip geçmiş sanki. Ne istediğime ulaşmışım, ne hayal ettiğime. Hep maskelerinin ardını merak etmişim ömür boyunca. Hiç çıkaramamışım oysa hiç birini. Hep asılı kalmış yüzlerinde insanların. Yalan söylenmiş bana, kızdırılmışım,kandırılmışım, susturulmuşum....

Birkaç santim daha gitmek istemiyorsunuz değil mi ayaklarım? Oysa size neler çektirmişim yaşamım boyunca. Kilometrelerce yürütmüşüm sizi. Canınızın acısına bakmadan. Sizlerden de özür dilerim. Özür dilerim esen rüzgar, başımın üstünde dönen martı, kederimi tüttüren gemi, hiç görmediğim fenercinin oğlu ve eski aşklarım. Yaşam senden de özür dilerim.Hem de çok özür dilerim. Her sabah üzerimden geçişini kaldıramadığım için, her akşam karabasan gibi yatağımda üzerime çöküşünü kaldıramadığım için, bana hep yanlışları gösterdiğinde doğruyu aradığım için ve seni hiç sevemediğim için...

Şimdi, birkaç santim daha adım atıyorum...Sadece bir boşluk hissediyorum. Ve bildiğim tüm küfürleri ediyorum. Çünkü aşağı doğru düşerken arkamdan geciken sen geliyorsun. Sana uzak kayalara çok yakınım. Hoş çakal Aşkım....

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/6/2006 - KAR VE SEN...

Kar yağıyordu arkandan pencerenin önüne. Bir film şeridi gibi hayatının tam ortasında buldum kendimi. Gülen gözlerinin tam ortasında. Bembeyaz kar yağıyordu Ankara’ya ve ben hem seni dinleyip hem karın beyazlığında seni düşlüyordum. Yanımdayken bile özlemeye başlamışken seni, daha sohbetin başında ayrılacağımız saatin acısı vardı içimde. Kahveler hiç bitmesin, zaman hiç geçmesin dileklerim yine kabul olmadı. Gri şehir beyaza bürünürken, içimden kan kırmızısı acı sızıyordu sokaklara. Ardımda iz bırakıyordum tek tek kaldırımlara. Sürünen ama hep başı dik bir aşkı barındıran yüreğimden sızıyordu bu kan. Ve hiç dinmiyordu.

Sana bakınca hiç keşfedilmemiş uzak ve deniz aşırı bir adayı düşünüyorum. Çok kimsenin ulaşmayı başaramadığı. Tekneme aldığım en az su kadar değerli sevginle yelken açıyorum tüm rüzgara rağmen. Fırtınaların ortasında iki elim dümende rotamdayım sürekli. Uzaktan deniz fenerinin ışığı yanıp sönüyor. O kadar yakın geliyorsun ki bana. Ama hava aydınlanıp, gün güneşe merhaba derken uzaklığının fakına varıyorum. Ama biliyorum beni bekliyorsun. Biliyorum ki sende o ada da ben olayım istiyorsun.

Ben bunları düşünürken sen devam ediyorsun anlatmaya. Hiç bitmese diyorum. Sabaha kadar anlatsa. Bitiyor  bir üre sonra anlatacakların. Sarılıp seni hissedince anlıyorum yine akşam ayrılığının acısını. Hayalini alıp yanıma kapımı açıyorum. Her yerde sen varsın. Gazetemin manşetinde, kahvemin şekerinde, yarım kalmış yazının her kelimesinde. Bir filmin en aşk dolu sahnesinde, sarmaş dolaşken sevgililer…

 

Avuçlarımda ellerinin kokusu ile uyurken, uzun zamandır böyle rahat bir uyku görmemiş gözlerim şaşırıyordu buna. Boş bir battaniye yalnızlık sarılışlarını ne kadar karşılarsa o kadar karşılıyordu işte. Sıradan bir akşamdı, seni daha fazla sevmenin dışında…Ve kar yağarken Ankara’ya…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/6/2006 - TAŞINMA

Aşk artık bu mahallede oturmuyor… Eski bir kamyonet yanaştı bugün kalbimin kapısına. İki kirli elbiseli taşıyıcı hoyratça tek tek taşımaya başladı yürek yaralarımı.Ağlamak için kapıya bile çıkamadım. Çünkü o kapıdan sen girmiştin tek parça!. Şimdi ise çıkarıyorlar seni parça parça! Önce ağır olan kırıklıkları taşımaya çalışıyor adamlar. Biri duvara yaslanıp elindekini bırakıp bana bakıyor ve ekliyor : Hiç bu kadar ağırını taşımamıştım! Ben gülümsüyorum ve adama dönüp : İçerde daha ağırları var.

Özenle yerleştiriyorlar parçaları kasaya. Aşkın bu mahalleden gidişini,yüreğimden göçünü sadece birkaç gönlü kırık izliyor. Şoför sabırsız direksiyonda… Daha çok aşk var taşınacak diyor. Acele edin! Taşıyıcılar ümitsiz bakıyorlar ona. Çok ağır bu diyor biri, öbürü biraz önce taşıdığımı görseydin böyle demezdin diyor. NE taşıdın diye soruyor öbürü: İlk kavgayı… Yırtık bir resim ve birkaç yazılmış sms mesajı. Diğeri oda bir şey mi diyor: Ben az önce ayrılık hüznünü taşıdım kamyonete.. öyle ağırdı ki… Ben öylece bakıyorum taşınan aşkıma… Bu mahalleden ve bu evden sessizce ayrılışı aşkın yine çok sessiz oluyor… İncitmeden koyun diyorum, kırılmasın kalbim gibi aşkım. Çünkü yıllarca başka bir mahallede bu aşk parçaları ile yaşayacağım.

En son yüreğimi koyuyorlar kamyonete… Şoför bana bakıyor ben: Tamamdır diyorum. Nereye abi diyor şoför.. Öylece kalıyorum… “ Nereye istersen oraya, yeter ki bu mahalleden çıkalım…”  O da biliyor nereye götürürse götürüsün aşkımın benle geleceğini… Ve sende  biliyorsun nereye gitsem seninde peşimden geleceğini… Aşk artık bu mahallede oturmuyor… Komşular el sallıyor… Heyecan diyor ki: Yine hissedeceksin beni merak etme.. Kendine iyi bak… Gözyaşı : Akacağım daha, ama ara ver şimdilik. Hiç unutma beni. ziyaretine hep geleceğim… Kıskançlık diyor ki : Bitti mi sanıyorsun her şey? Hiç çıkaramayacaksın beni… Güven : İçinde hala varım… Seninle geliyorum… Sen ise : Hoşça kal diyorsun sadece… Ve elime yüreğimi koyup teşekkürler kullandırdığın için diyorsun… Aşk bu mahalleden taşınıyor sonra.. Elimde yüreğim, gözümde hayalin bir mazot kokusu keskinliğinde kamyonete biniyorum.. Uzaklaşıyorum senden ve aşkın mahallesinden…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/6/2006 - SAKSINDAKİ ÇİÇEK

 

Ne kadar su verirsen o kadar boy atarım uzaklara… Sen elinde ne varsa çekinme sula bedenimi. Toprağa tutundukça kuvvet alırım belki. Sen akşam deme sabah deme sula beni… Sula ki en güzel yaprakları vereyim bir gün sabaha karşı. Ve en güzel çiçekleri açayım akşamüstlerinde, sen yalnızken ve başını cama dayamışken.  Ne kadar ilgi verirsen o kadar serpilirim ben. Ne kadar az toprağımı değiştirirsen o kadar çok çürür bedenimdeki her türlü sevgi büyüsü. Baharda budamazsan sana olan sevgimi, dallarım amaçsız uzar seni sarar ve boğar. Birkaç dal kır her bahar benden. Kır ki başkalarına uzamasın, kır ki boğmasın farkında olmadığın sevgim seni. Saksıda bir çiçeğim ben. Salonun bir köşesinde her sabah uyanışını bekleyen, pencereyi açıp sabah ışığını senin saçlarına vuruşu ile içine çekmek isteyen saksıdaki her hangi bir çiçek… Uykulu gözlerle görmek için seni, senden önce yapraklarını açan, her işe geç kalışında sesim çıkmasa da avaz avaz bağıran, tam köşede öylece arkanda duran saksıda kurumak üzere bir çiçeğim ben. Sula beni, okşa yaprağımı ki ölmeyeyim bu kış günü hava soğukken. Arada bir arkanı dön bari ne olur. Baksan yeter… Ta yazdan kalan su yeter bana belki. Baksan yeter…Yeşilin yeşilime değsin yeter. Öyle bak ki dünyanın en el değmemiş sularıyla yıkar gibi beni, en güzel topraklarla değiştirir gibi toprağımı yer yerinen oynasın. Dokunma baksan yeter…Köküm kalsın içinde bir tek saksıda. Kes dibimden ne olur eğer bakmayacaksan! Kökümden filizlenen yeni yapraklar ile deneyeyim birde seni SEVMEMEYİ! 

Yada şu karşıdaki bahçeye göm beni. Hiç yokmuşum gibi her sabah çekip kapıyı gitmenden daha fazla acıtmaz canımı. Nasılsa bakmıyorsun, nasılsa sulamıyorsun güçsüz bedenimi… Hoyrat yağmurlar umudum olsun. Hiç değilse her gün üstüne bastığın bahçenin toprağına göm beni. Her üstüme basışında inatla yukarı büyüyeyim. Her ilk baharda sen değil de ruhsuz ve donuk bahçıvan budasın sana uzanan kollarımı. Nasırlı elleri arasından beni duy diye sesleneyim.

Senin saksındaki hiç bakmadığın kurumuş çiçek olayımda sen ölme yeter ki. Zaten yalnız olan beni sensiz bırakıp gitme. Ben öylece kocaman beyaz saksımda sessizce otururum bir köşede. Solacaksam ben solarım, kuruyacaksam ben kuruturum yapraklarımı. Belki eskimiş bir hikaye  kitabı arasında saklarsın beni. Her açışında o sihirli sayfayı sana ben okurum hikayeyi  kelime kelime. Yeterki sen ölme…

Baksan yeter…. Yeşilin yeşilime değsin… Arkanda kurumak üzere duran saksıdaki çiçek olsam da, bir kere bak da ben öleyim bu bana yeter…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Yazılarım ve hayat hikayeleri...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

çakır aker